Sevgili Marmaris dostları,
Bazı gerçekleri anlamak için uzun raporlar okumaya gerek yoktur. Bazen bir haritaya bakmak, bazen de önemli bir noktadan önünüzdeki manzaraya bakmak yeterlidir.
Datça Yarımadası'nın en ucuna gidin. Knidos Feneri'nin önünde durup başınızı kuzeybatıya çevirin. Karşınızda İstanköy Adası'nı görürsünüz. Aynı rüzgârın estiği, aynı denizin kıyısındaki bu iki yer, binlerce yıldır birbirine komşudur. İnsan ister istemez düşünüyor: Birbirine böylesine yakın iki kıyı, neden zaman zaman bu kadar uzak görünüyor?
Denizler tarih boyunca yalnızca savaşlara değil, ticarete, bilimsel gelişmelere ve kültürlerin buluşmasına da sahne oldu. Akdeniz ve Ege'nin liman kentleri, farklı halkların birbirinden öğrendiği, birlikte ürettiği ve zenginleştiği merkezlerdi. Bugün de aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ne var ki Ege'ye baktığımızda çoğu zaman bu ortak mirastan önce siyasi anlaşmazlıkları ve güvenlik sorunlarını görüyoruz.
Türkiye'nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini koruması elbette vazgeçilmezdir. Mavi Vatan anlayışını da yalnızca deniz yetki alanlarını gösteren bir harita olarak değil, bu hak ve menfaatleri koruma iradesi olarak değerlendirmek gerekir. Bununla birlikte, güçlü bir savunma politikası izlemek ile komşularımızla sürekli gerginlik içinde yaşamak aynı şey değildir. Haklarımızı korurken barışın imkânlarını aramak da devlet yönetiminin sorumlulukları arasındadır.
Yunanistan'ın Avrupa Birliği üyeliğinden sağladığı doğrudan ve dolaylı destek ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile geliştirdiği askerî ilişkiler, Türkiye'de doğal olarak yakından izleniyor. Özellikle Ege adalarının silahlandırılması, iki ülke arasında ciddi bir güvensizlik kaynağı olmaya devam ediyor. Karşılıklı tehdit algıları büyüdükçe Türkiye ve Yunanistan daha fazla silahlanma ihtiyacı duyuyor, bu durum da makul çözümler bulmayı giderek zorlaştırıyor.
On iki mil meselesi de bu nedenle önemlidir. Ege, yüzlerce ada ve adacığıyla kendine özgü bir coğrafyaya sahiptir. Yunanistan'ın karasularını altı milden on iki mile çıkarması, Türkiye açısından yalnızca bir sınır değişikliği değil, açık deniz alanlarına erişim ve seyrüsefer serbestisi bakımından da ciddi sonuçlar doğurabilecek bir gelişmedir. Yunanistan bunu uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hak olarak görürken Türkiye, Ege'nin özel koşullarının karşılıklı müzakereyi zorunlu kıldığını savunuyor. Böylesine hassas bir konuda tek taraflı adımların büyük bir güvenlik krizi yaratabileceği açıktır.
Etrafımızda yeterince ateş vardır ve bu ateşten fazlasıyla etkileniyoruz.
Bütün bunlar, iki ülkenin güvenlik ihtiyaçlarını yok saymadan bir arada yaşamanın yollarını bulmasını gerektiriyor. Caydırıcılık önemlidir, fakat diplomasinin yerini alamaz. Komşular arasında kalıcı güvenin oluşması zaman alır; bir kez kaybedildiğinde yeniden kurulması ise çok daha zordur.
Biz Marmarisliler bu ilişkilerin günlük hayatımıza nasıl yansıdığını yakından biliyoruz. Rodos'la aramızda yalnızca bir deniz yolculuğu var. Feribotlar, turizm faaliyetleri, ticaret ve karşılıklı ziyaretler iki kıyı arasında canlı bir ilişki oluşturuyor. Ankara ile Atina arasında yaşanabilecek ciddi bir krizin yaratacağı belirsizlik, yalnızca diplomatik çevreleri değil, turizmcileri, esnafı ve geçimini denizden sağlayan insanları da etkileyebilir. Buna karşılık huzurlu bir Ege, her iki kıyının insanlarına yeni fırsatlar sunar.
Yaklaşık iki bin dört yüz yıl önce, Knidos ile bugün İstanköy arasında çok farklı bir rekabet yaşanıyordu. Bu kez yarışanlar donanmalar değil, insan sağlığına çare arayan hekimlerdi. Ortaya çıkan bilgi birikimi, tıp tarihinin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Gelecek hafta bu iki kıyının insanlığa bıraktığı mirası birlikte hatırlayacağız.
Denize duvar örülmez.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir