Ana içeriğe geç
Mustafa Kemal Uysal
Mustafa Kemal UysalKöşe Yazarı

Marmaris’in Sivrisinekleri – 4

Rip-off: Kazıklamayın, Bir Daha Gelmezler!

Rip-off: Kazıklamayın, Bir Daha Gelmezler!

Sevgili Marmarisli dostlar,

Geçenlerde Fethiye’de otel işleten bir dostumla sohbet ediyorduk. Laf dönüp dolaşıp turizme geldi. Bana sekiz yıldır oteline gelen sadık bir İngiliz misafirinden bahsetti. Ayrılacağı gün vedalaşırlarken adam, “Sanırım bu Türkiye’ye son gelişim oldu.” demiş. Dostum önce bunun bir şaka olduğunu düşünmüş. Ancak misafir son derece ciddiymiş. Merak edip nedenini sormuş.

Bizim misafiri yıllardır havaalanına aynı taksici götürüyormuş. Birbirlerini tanıyor, sohbet ediyor, hatta artık dost sayılıyorlarmış. Bu gelişinde de yine aynı taksiciyle anlaşmış. Üstelik memnuniyetinden dolayı cebine yirmi sterlin de bahşiş koymuş. Göcek Tüneli’ne geldiklerinde taksici dönüp tünel ücretini ödemesini istemiş. İngiliz misafir hiç itiraz etmeden ücreti ödemiş. Ama o küçük ayrıntıyı kafasına takmış.

Otelci dostum, “Demek mesele tünel ücretiydi?” diye sorunca İngiliz misafirinin verdiği cevap üzerinde uzun uzun düşünmeye değer:

“Mesele ücret değil. Yıllardır tanıdığım bir insanın bana bu muameleyi layık görmesi…”

İngiliz turistlerin Türkiye hakkındaki şikâyetlerinde sıkça karşımıza çıkan bir ifade var: Rip-off.

Biz bunu çoğu zaman “kazıklamak” diye çeviriyoruz. Kelimenin sözlük karşılığı da aşağı yukarı budur: Birinden haksız veya aşırı miktarda para almak, onu aldatmak. Ancak turistin yaşadığı duygu çoğu zaman bundan daha ağırdır. İnsan yalnızca fazla para ödediğini değil, aptal yerine konulduğunu düşünür ve güvenini kaybeder. İşte turizm açısından asıl tehlikeli olan da budur.

İnsanlar bütçeleri doğrultusunda pahalı ya da ucuz bir tatil yapabilir. Daha iyi bir otel, daha güzel bir manzara veya daha kaliteli bir hizmet için daha fazla para ödemeye de razıdır. Fakat ödediği paranın karşılığını alamadığını veya kendisinin saflığından yararlanıldığını düşündüğü zaman bunu kolay kolay unutmaz. İnsanlar fiyatları unutabilir; ama aptal yerine konulduklarını düşündükleri anı kolay unutmazlar.

Bu nedenle bir ürünün pahalı olması başka, ‘kazık’ olması başkadır. Eğer fiyat baştan belliyse, hizmet açıkça tanımlanmışsa ve misafir neye ne kadar para ödeyeceğini biliyorsa ortada bir tercih vardır. İster satın alır ister almaz. Sorun fiyatın sonradan değişmesi, kişiye göre farklı uygulanması, müşterinin bilgisizliğinden yararlanılması veya yolun ortasında karşısına sürpriz ödemelerin çıkarılmasıdır.

Son yıllarda birçok vatandaşımız tatil için Rodos’a ve İstanköy’e gitmeyi tercih ediyor. Bunun elbette fiyatlardan hizmet kalitesine, meraktan kapıda vize kolaylığına kadar birçok sebebi vardır. Ancak Rodos’ta veya İstanköy’de ortalama bir tatilin Marmaris’ten çok daha ucuz olmadığını da biliyoruz. O hâlde kendimize şu soruyu sormamızda fayda var: Acaba bu seçimin sebeplerinden biri de yıllardır biriken “Kendi ülkemde kazıklanıyorum” duygusu olabilir mi?

Diyelim ki güneşli bir öğleden sonra kordonda geziyorsunuz. Bir kafeye oturdunuz ve kendinize bir soda söylediniz. Bu kafede bir bardak soda 150 lira. Yanındaki markette aynı soda 35 lira, çarşı içindeki başka bir markette ise 20 lira.

Şimdi burada bir ayrım yapmak gerekiyor. Bir işletmenin sodaya 150 lira fiyat koyması tek başına kazıklamak değildir. Fiyat menüde açıkça yazıyorsa müşteri bunu görür ve tercihini buna göre yapar. Buna pahalı diyebiliriz ama doğrudan kazık diyemeyiz. Ancak tüketici gerçek değerini çok iyi bildiği temel bir üründe böylesine büyük bir fiyat farkıyla karşılaştığında kendisini aldatılmış hissedebilir. Turizmci açısından sorulması gereken soru yalnızca “Bu fiyatı koymaya hakkım var mı?” değildir. Bir de “Bu fiyat müşterimde nasıl bir duygu bırakıyor?” diye düşünmek gerekir.

Bizim kültürümüzde konukseverlik önemlidir. Susamış bir misafire verdiğiniz bir bardak su sizin zarar hanenize yazmaz. Belki o turist akşam yemeği için yine sizin masanıza oturacaktır. Müşteri kendisine iyi davranıldığını düşünüyorsa sizi hatırlar; kazıklandığını düşünüyorsa üstünüzü çizer.

Bir diğer örnek Kleopatra Adası’ndan.

Diyelim ki bir turist Kleopatra Adası tekne turu satın alıyor. Tur ücretini ödediğinde doğal olarak gezinin maliyetini de büyük ölçüde ödediğini düşünüyor. Ancak adaya vardığında iskelede ayrıca bir ücret ödemesi gerektiğini öğreniyor. Bu bilgi kendisine tekneye binmeden önce açıkça verilmemişse, turist bunu kolaylıkla “Benden yine para isteniyor” duygusuyla karşılayacaktır. Oysa aynı ücret yolculuk başlamadan önce açık ve şeffaf biçimde anlatılmış olsaydı büyük ihtimalle bunu son derece doğal karşılayacaktı.

Turist sürprizlerden hoşlanır. Ama sadece güzel olanlarından… Ödeme konusunda sürpriz istemez.

İngiliz turistlerin son dönemde Marmaris ve çevresi hakkında yazdıkları internet yorumlarına baktığınızda bu “rip-off” duygusunun izlerini görmek mümkün. Örneğin 2025 yılında Marmaris’te iki içecek için çıkarılan hesaba itiraz eden bir İngiliz turist, çevredeki Türk müşterilerin de araya girmesinden sonra hesabın düşürüldüğünü anlatıyor ve bir daha o işletmeye gitmeyeceğini söylüyor. Fethiye’de başka bir turist, pazarda yerli olmadığının anlaşılmasıyla fiyatların yükseltildiğini düşündüğünü yazarken, bir başkası restoranda sipariş etmediği bazı ürünlerin hesabına eklendiğinden şikâyet ediyor. Bunlar elbette turistlerin kendi anlatımlarıdır ve olayların diğer tarafını bilmiyoruz. Ancak turizm açısından önemli olan zaten burada ortaya çıkıyor: Turist kendisine adil davranılmadığına inanmış ve yaşadığı deneyimi binlerce insanın okuyabileceği bir platformda paylaşmış.

Daha düşündürücü olanı ise henüz Marmaris’e gelmeden bu endişeyi taşıyan turistler. Eylül 2025’te Marmaris’e gelmeye hazırlanan bir İngiliz turist, bir seyahat forumunda bar ve restoranlarda ödeme konusunda nelere dikkat etmesi gerektiğini sorarken kaygısını açıkça şöyle ifade etmiş: “En büyük endişem benden fazla para alınması.” Demek ki kazıklanma algısı artık yalnız kötü bir tatilin ardından yazılan şikâyetlerden ibaret değil; bazı turistler daha valizini hazırlarken bu endişeyi taşımaya başlamış. İşte üzerinde asıl düşünmemiz gereken de budur.

Ağustos 2026’da 2.000 İngiliz tatilciyle yapılan bir araştırmada katılımcıların yüzde 27’si yurtdışında bilerek fazla ücretlendirildiğini veya “rip-off”a uğradığını belirtmiş. Şikâyetler arasında turistik bölgelerde aşırı yiyecek-içecek fiyatları, pahalı taksiler, sonradan ortaya çıkan gizli ücretler ve turistlerden yerel halka göre daha fazla para alınması öne çıkıyor. Yani İngiliz turistin “rip-off” dediği şey çoğu zaman yalnızca “pahalıydı” demek değil; “Turist olduğum için benden yararlanmaya çalıştılar” duygusudur.

Bu nedenle turizmde şeffaflık bazen fiyatın kendisinden bile önemlidir. Misafir neye, ne kadar ödeyeceğini baştan bilmeli ve karşısına sonradan sürpriz ücretler çıkmamalıdır. Çünkü turizm yalnızca yatak, yemek, tekne turu veya havaalanı transferi satılan bir sektör değildir. İnsanlar evlerinden binlerce kilometre uzağa gelirken kendilerini emanet edecekleri ülkeye de güvenmek zorundadır. Kazıklanma duygusu işte bu güveni ortadan kaldırır.

Kazıklama konusunda benim bir teorim var: Bence turizmde her sezon önceki sezonların günahlarının bedelini ödüyoruz.

Eğer bu sezon son sezonunuzsa müşteriyi kazıklamak belki iyi bir ticaret olabilir. Bir defa fazla kazanır ve bununla mutlu olursunuz. Ancak seneye yine aynı dükkânı açacak, aynı oteli işletecek, aynı taksiyi kullanacak veya aynı tekneyle turist gezdirecekseniz size kötü bir haberim var: Kazıkladığınız turist seneye gelmeyecek. Muhtemelen bir daha hiç gelmeyecek.

Üstelik yalnız kendisi gelmeyecek diye de düşünmeyin. Döndüğünde ailesine, arkadaşlarına anlatacak; otelinize, restoranınıza veya şehrinize ilişkin yorumunu internete yazacak. Bir turistten bugün kazandığınız fazladan birkaç yüz lira, yarın kaç müşteriye mal olacak, bunu hesaplamak kolay değil.

Yazının başındaki İngiliz turisti hatırlayın. Sekiz yıldır Türkiye’ye geliyordu. Aynı otelde kalıyor, aynı taksiciyle havaalanına gidiyor, taksiciye yirmi sterlin bahşiş verecek kadar da memnun ayrılıyordu. Onu ülkemizden vazgeçiren, kendisine aptal muamelesi yapılmasıydı.

Geçen haftaki yazımızda turizmi yavaşlatan küçük sürtünmelerden bahsetmiştik. Kazıklanma duygusu ise bu sürtünmelerin belki de en tehlikelisidir. Çünkü diğer sürtünmeler turistin keyfini kaçırır; kazıklama ise güvenini yok eder.

Diğer bütün sahil şehirlerimiz gibi Marmaris’in de turizmdeki en büyük zenginliği yalnızca denizi, güneşi, koyları veya otelleri değildir. Asıl zenginliğimiz misafirlerimizin bize duyduğu güvendir.

Para yeniden kazanılır. Kaybedilen güven ise çok zor geri gelir.

Okur görüşleri
2 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster2 yorum
Yüksel taşörenCevap verBildir

Yazınızı çok beğendim<br />
Hepimizin düşüncelerini dile getirmişsiniz<br />
Biz artık dışarıda yemek yemiyoruz hiçbirşey içmiyoruz

Mustafa KemalCevap verBildir

Rahatsızlığınızı anlıyor ve paylaşıyorum. Sağlıcakla kalın.

Mehmet ERDELCevap verBildir

Em büyük ödül güvenilmek, en büyük başarı bu güvene layık olmaktır.

Mustafa KemalCevap verBildir

Kesinlikle Mehmet. Her işte geçerli bu söylediğin.