Sevgili Marmaris dostları,
Her yıl 19 Eylül günü gazilerimize olan minnetimizi ifade ediyoruz. Sakarya Meydan Muharebesi’nin 13 Eylül 1921’de zaferle sonuçlanmasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi, 19 Eylül’de Mustafa Kemal Paşa’ya Gazi unvanı ve Mareşal rütbesi verdi. Bu tarih, 2002 yılında çıkarılan kanunla Gaziler Günü olarak kabul edildi.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Dumlupınar’da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin anısını yaşatması gibi, 19 Eylül’ün tarihsel kökleri de 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi’ne uzanıyor. Her ikisinde de milletin ve ordunun başındaki komutan Gazi Mustafa Kemal’dir. Bu nedenle gazilerimize duyduğumuz saygı, Cumhuriyetimizin kurucusuna duyduğumuz saygıyla beslenir.
Marmaris açısından ise bu günün daha özel bir anlamı var. Çünkü Marmaris, Birinci Dünya Savaşı yıllarında bombardımana uğramış, hemşehrileri hayatını kaybetmiş ve yaralanmış bir şehirdir. Kemeraltı Mahallesi’nin adı bile o günlerin hafızasını taşır.
Babamın Marmaris’in Mıstan Sokağı kitabında da aktardığı gibi, Çanakkale Zaferi sonrasında, 1916 yılında Marmaris açıklarına gelen bir Fransız savaş gemisine Yalancı Boğazı’nda bulunan Leyneli Yüzbaşı Cavit ile Topçu Zabiti Ömer Efendi tarafından sahillerimize yaklaşmaması için uyarı ateşi açılmış, bunun üzerine dev savaş gemisi limana girmeden Yalancı Boğazı’nı ve Marmaris Kalesi çevresini topa tutmuştur.
Bombardıman sırasında Kale çevresindeki bazı aileler bugünkü kale girişine yakın bir kemerin altına sığınmış, mermilerden birinin kemerin hemen üzerinde patlaması sonucu çok sayıda Marmarisli hayatını kaybetmiş veya yaralanmıştır. Babam Erol Uysal, yıllar sonra olayda hayatını kaybeden ya da yaralanan on hemşerimizin adını tespit edebilmiş, hayatta kalan son bombardıman gazimiz Makbule Gökova ile de 2005 yılında bir söyleşi gerçekleştirmişti.
Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti. Marmaris’in o günlerden kalan hatıraları bugün şehrin hafızasında yaşamaya devam ederken, biz de her 19 Eylül’de geçmişten bugüne bütün gazilerimizi hatırlıyoruz.
Bu yıl yapılacak tören de öncekiler gibi belirli bir protokol içinde gerçekleştirilecek. Bayraklar asılacak, şiirler okunacak, günün anlam ve önemini anlatan konuşmalar yapılacak, Atatürk Anıtı’na çelenkler konulacak ve ardından herkes işine, evine dönecek.
Gazilerimiz bundan sonra ne yapacak?
Madalyasını takmış, protokol sırasında kendisine ayrılan yerde oturan bu insanları çoğu zaman törenden törene görüyoruz. Oysa tören bittikten sonra onlar da evlerine dönüyor. Kimi proteziyle, kimi yıllardır vücudunda taşıdığı bir şarapnel parçasıyla, kimi görünmeyen yaralarıyla, kimi de hayatının geri kalanını değiştiren bir sağlık sorunuyla yaşamaya devam ediyor. Belki birkaç dakikalık bir çatışmanın sonuçlarını bütün bir ömür taşımak zorunda kalan insanlardan bahsediyoruz.
Düşünün ki 20 yaşında bir gençsiniz ve askerlik hizmetine uygun her Türk vatandaşı gibi silah altına alınmışsınız. Daha hayatınızı kurmaya başlamadan bir mayın patlamasında bacaklarınızı kaybetmişsiniz. O birkaç saniye geçip gitmiş, siz ise bundan sonraki hayatınızı onun bıraktığı izlerle yaşayacaksınız.
Sizce bu insanlar saygıyı, haklarının teslim edilmesini ve en azından dertlerinin dinlenmesini hak etmiyor mu?
Burada haklardan da önce konuşmamız gereken bir şey var: Saygı.
2007 yılında Şırnak’ta görev sırasında ağır yaralanarak iki kolunu ve bir bacağını kaybeden, sol gözünde de çok ciddi görme kaybı oluşan Gazi Yılmaz Yiğit, 2014 yılında Ankara’da bir belediye otobüsüne biniyor. Ücretsiz seyahat hakkı var. Şoför kartını okutmasını istiyor. Kartı arka cebinde olan Yiğit, iki kolunu da kaybettiği için çıkaramadığını söyleyerek şoförden yardım istiyor. Olayla ilgili tutanaklara ve dönemin haberlerine yansıyan sözlerden biri insanın hafızasından kolay kolay silinecek gibi değil:
“Benim için mi gazi oldun?”
Bir gazinin otobüse ücretsiz binmesi kendisine yapılmış bir iyilik değildir. Bir gazi ücretsiz seyahat hakkından yararlandığında karşımızda “bedava binen” bir yolcu değil, bu toplumun kendisine karşı borçlu olduğu bir insan vardır. Sorun yalnızca bir otobüs şoförünün davranışı değil; belli ki eğitimimizde ve toplumsal kültürümüzde anlatamadığımız bir şey var. İki kolunu ve bir bacağını bu ülke için bırakmış bir insana neden saygı göstermemiz gerektiği gibi basit bir gerçeği toplumun her kesimine anlatabilmiş değiliz.
Millet olmak yalnızca aynı pasaportu taşımak, aynı sınırlar içerisinde yaşamak değildir. Bizi millet yapan şeylerden biri de ortak geçmişimize, ortak acılarımıza ve o ortak hayat uğruna bedel ödeyen insanlara sahip çıkabilmektir. Ülkesi için canını ortaya koymuş bir insana ne kadar saygı gösterebildiğimiz, biraz da nasıl bir toplum olduğumuzu gösterir.
Bir de devletin gazisine karşı sorumluluğu, yani haklar meselesi var.
Geçtiğimiz 13 Temmuz’da Türkiye’nin dört bir yanından er gaziler ve şehit yakınları Ankara’ya gelerek Güvenpark’ta bir oturma eylemi başlattılar. Gazilerin dile getirdiği temel talep, rütbe ayrımı yapılmadan özlük ve sosyal haklarda eşitliğin sağlanmasıydı.
Aynı karakolda görev yapan, aynı operasyona çıkan, aynı mayının veya kurşunun hedefi olan insanların çatışma bittikten sonra farklı statüler içerisinde değerlendirilmesi gazilerin itiraz ettiği konuların başında geliyor. Ekonomik ve sosyal haklardaki farklılıkların giderilmesinden sağlık ve rehabilitasyon imkânlarına, istihdamdan protez ihtiyaçlarına kadar yıllardır dile getirilen çeşitli sorunlar var. Gazilerimizin dile getirdiği bu sorunların çözümü de artık yıllara bırakılmamalıdır.
Gazilerimiz uğruna bedel ödedikleri toplumun kendilerini unutmadığını bilmek, haklarının eksiksiz teslim edildiğini görmek ve günlük hayatın içinde onurlarına yakışır biçimde yaşamak istiyorlar. Biz ne yaparsak yapalım kaybedilmiş bir kolu, bir bacağı, bir gözü veya gençlik yıllarını geri getiremeyeceğimize göre, onlara olan borcumuzu bütünüyle ödediğimizi de hiçbir zaman söyleyemeyiz.
Mehmet Âkif, Çanakkale’de toprağa düşenlere karşı duyduğu ödenemez borcu bir dizeyle anlatmıştı. Bugün gazilerimizi düşünürken de aynı söz insanın aklına geliyor:
“Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.”
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatanımızın hürriyet ve bağımsızlığı uğruna canlarını veren şehitlerimizi, bedel ödeyen gazilerimizi ve onların ailelerini minnet ve saygıyla yâd ediyoruz.
Gazi Marmaris’imizin Gaziler Günü kutlu olsun.

Gazi Marmarisin, topa tutulmasına maruz kalarak rahmete ermiş ve yaralanmıs ecdadını şükranla anıyor ,yurdun her karıs toprağını savunma yolunda kol,bacak, göz vermekten geri durmadan vazifesini canhıraş bir şekilde yerine getiren kahraman gazilerimizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.<br>
Ayrıca yarın ki Gaziler Günü yıldönümüne sayfalarında yer acan Marmaris Yeni Sayfa Gazetesi Editoryasına, düşünce ve duygularımıza tercüman olan kıymetli yazar Mustafa Kemal UYSALa teşekkürlerimi sunarım.
Hepimizin gaziler günü kutlu olsun.
Bilgi dolu, uyarıcı ve hafızamızı yenileyen yazın için teşekkür ederim.
Nazik değerlendirmeniz için biz teşekkür ederiz.