Türkiye,Dünya’nın en önemli turizm ülkelerinden biri. Eşsiz kıyıları, tarihi mirası, doğal güzellikleri ve dört mevsime yayılan zenginliğiyle milyonlarca insanı ağırlıyor. Ancak günümüz turizminde artık yalnızca deniz, güneş ve doğa yeterli olmuyor.
Çünkü turist, bir ülkeyi sadece gördüğü manzaralarla değil; karşılaştığı insanlarla da hatırlıyor.
Havaalanındaki görevli, taksici, otel çalışanı, restoran personeli, kuyumcu, mağaza çalışanı, belediye personeli, güvenlik görevlisi ve sokaktaki esnaf… Turistin hafızasında ülkenin gerçek yüzünü oluşturanlar işte bu insanlar oluyor.Bugün dünyanın başarılı turizm destinasyonlarına baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: Başarı tesadüf değildir.
Hizmet kalitesi, kurumsal disiplin ve sürekli eğitim bu başarının temelini oluşturur.
Turizm sektörü, değişimin en hızlı yaşandığı alanlardan biridir. Yeni pazarlama yöntemleri gelişmiş olsa da, sektörün en önemli unsuru hâlâ insan olmaya devam ediyor.
Birçok gelişmiş ülkede yalnızca özel sektör çalışanları değil, kamu görevlileri ve yöneticiler de belirli aralıklarla hizmet içi eğitimlere katılıyor. Amaç sadece bilgi vermek değil; değişen dünyaya uyum sağlayabilen, iletişim becerisi yüksek, çözüm üreten ve kaliteli hizmet sunabilen insanlar yetiştirmek.
Çünkü mesleki eğitim yalnızca teknik bilgi kazandırmaz.Meslek ahlakını geliştirir.Empatiyi öğretir.İletişim becerisini güçlendirir.Kriz yönetimini geliştirir.Kalite kültürünü yerleştirir.Bilginin yanında davranış biçimini de şekillendirir.
Ne yazık ki turizm bölgelerinde zaman zaman tam tersine örneklerle karşılaşıyoruz.Bazı işletmelerde turistleri zorla içeri davet etmeye çalışmak, alışveriş yapmak istemeyen müşteriyi baskı altına almak, hakaret etmek ya da kaba davranışlar sergilemek yalnızca o işletmeye zarar vermiyor; tüm destinasyonun itibarını zedeliyor.Üstelik bunun ekonomik açıdan da hiçbir kazancı bulunmuyor.
Dakikalarca istemeyen müşteriyi ikna etmeye çalışan bir esnaf, gerçekten alışveriş yapmak isteyen başka müşteriyi kaçırdığını çoğu zaman fark etmiyor.Oysa kaliteli satışın temelinde baskı değil, güven vardır.Güven oluştuğunda satış zaten kendiliğinden gelir.
Bugün bankalar, uluslararası markalar ve büyük şirketler çalışanlarını sürekli eğitimlerle güncelliyor. Çünkü biliyorlar ki değişmeyen bilgi zamanla değerini kaybeder.
Peki aynı anlayış neden turizm kentlerimizin tamamına yayılmasın?Belediyeler, ticaret odaları, esnaf odaları, üniversiteler ve sektör temsilcileri ortak hareket ederek düzenli eğitim programları oluşturabilir.
Her meslek grubuna kendi alanına uygun eğitimler verilebilir.Müşteri ilişkileri…Yabancı turistlerle etkili iletişim…Kültürel farklılıkların yönetimi…Satış psikolojisi…Dijital turizm…Kriz yönetimi…Meslek ahlakı…Empati…Sürdürülebilir turizm…Dünya turizmindeki yeni eğilimler…
Bu eğitimler yalnızca turist memnuniyetini artırmayacak; esnafın gelirine, işletmelerin rekabet gücüne ve şehirlerin marka değerine de doğrudan katkı sağlayacaktır.
Her ay vergisini ödeyen, bağlı bulunduğu odalara aidat veren, ekonomik zorluklarla mücadele eden binlerce insanın en büyük ihtiyacı eleştirilmek değil, desteklenmektir.
Meslek odalarının görevi yalnızca aidat toplamak olmamalıdır.Belediyelerin görevi yalnızca altyapı hizmeti vermek değildir.Ticaret odalarının görevi yalnızca belge düzenlemek değildir.
Asıl görev; üyelerini geleceğe hazırlamak, onları değişen dünyaya uyumlu hâle getirmek ve rekabet güçlerini artırmaktır.
Liderlik de tam burada anlam kazanır.
Liderlik makamdan değil, karakterden beslenir.Gerçek lider, insanların eksiklerini cezalandıran değil; onları geliştiren kişidir.
Bu noktada yıllardır dile getirdiğim bir öneriyi yeniden hatırlatmak istiyorum:
Marmaris’in uluslararası nitelikte bir fuar ve kongre alanına ihtiyacı var.Turizm artık sadece yaz aylarında otel doldurmak değildir.
On iki aya yayılan, eğitim, kültür, spor, gastronomi ve kongre turizmini kapsayan sürdürülebilir bir ekonomik model oluşturmak zorundayız.Turizm sadece ekonomik bir faaliyet değildir.
Aynı zamanda nezaketin, kültürün, sabrın ve insanlığın vitrini; bir ülkenin dünyaya bıraktığı ilk izlenimdir.
Bu nedenle geleceğin turizmini yalnızca yeni oteller, marinalar veya reklam kampanyaları belirlemeyecek.
Asıl belirleyici olan; eğitimli insan, bilinçli esnaf, kaliteli hizmet ve güçlü iletişim olacaktır.Daha bilgili esnaf…Daha donanımlı çalışan…Daha güçlü iletişim…Daha mutlu turist…Daha yüksek gelir…Ve en önemlisi, sürdürülebilir bir turizm.
Çünkü turizmin gerçek sermayesi ne yalnızca güneştir ne denizdir ne de doğal güzelliklerdir.
Bir ülkenin en büyük turizm sermayesi, iyi yetişmiş insan kaynağıdır.İnsan gelişirse turizm büyür.Eğitim gelişirse kalite yükselir.Kalite yükselirse güven oluşur.
Güvenin olduğu yerde ise turizm sadece bir sezon değil, nesiller boyunca kazandırmaya devam eder.