?>

GÜN KİMİN HESABINA TUTAR AKŞAMI?

NURETTİN  ECE

4 saat önce

Adana’da yaşanan bir olay günlerdir sosyal medyada dönüp duruyor. 52 yaşındaki emekli polis memuru Faruk Kayhan’ın, iddiaya göre bıçakla üzerine yürüyen 23 yaşındaki oğlu Ahmet Kaan Kayhan’ı silahla vurarak öldürmesi… Bir haber cümlesi olarak okunup geçilebilir. Ancak bu olayın içinde yalnızca bir baba ile oğulun trajedisi yok. Bu olayın içinde yıllardır büyüyen bir toplumsal yara, gözden kaçan aile dramları, bağımlılıkların karanlığı ve çalışma hayatının insan ruhunda açtığı derin yarıklar da var. Düşünüyorum… Yıllarca üniformasıyla sokaklarda düzeni korumaya çalışan bir polis memuru… Belki sayısız kavgayı ayırdı. Belki nice aile dramına tanıklık etti. Belki nice genci suçtan uzaklaştırmak için nasihat verdi. Belki onlarca hayat kurtardı. Ama sonunda kendi evinin içinde büyüyen fırtınayı durduramadı. İşte insanı en çok sarsan taraf da bu. Bazen insan bütün şehri korumaya çalışırken kendi evine yetişemiyor. Çünkü modern hayatın en büyük çelişkilerinden biri burada yatıyor. Özellikle polislik gibi mesleklerde… Düzensiz çalışma saatleri… Gece nöbetleri… Bayramda görev… Hafta sonunda görev… Sürekli stres… Kronik yorgunluk… Bir türlü bitmeyen alarm hali… Bütün bunlar yalnızca çalışanı değil, ailesini de etkiliyor. Bir çocuğun hayatında anne ve babanın fiziksel varlığı kadar duygusal varlığı da önemlidir. Fakat bazen ekmek kavgası, görev sorumluluğu ve hayatın yükü insanların çocuklarının yanında olması gereken zamanı sessizce çalıyor. Çocuk büyüyor. Ergenlik geliyor. Sorunlar başlıyor. Arkadaş çevresi değişiyor. Kötü alışkanlıklar kapıyı çalıyor. Uyuşturucu, sanal bahis, kumar ve kolay para hayalleri gençlerin etrafını sarıyor. Aile ise çoğu zaman tehlikeyi fark ettiğinde iş işten geçmiş olabiliyor. Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde benzer hikâyeler yaşanıyor. Farklı evlerde… Farklı isimlerle… Ama aynı acıyla… Anne-babalar çocuklarını kaybetmiyor belki; fakat onları bağımlılıklara, suç örgütlerine, sanal kumara veya umutsuzluğa kaptırabiliyor. Bu nedenle Adana’daki olay yalnızca bir asayiş haberi değildir. Bu olay aynı zamanda bir toplumsal alarmdır. Çünkü burada kaybeden yalnızca bir aile değildir. Kaybeden toplumdur. Kaybeden gelecektir. Kaybeden hepimiziz. Ahmet Arif’in dizelerini hatırlatan bir karanlık dolaşıyor ülkenin üzerinde: “Gün kimin hesabına tutar akşamı?” Gerçekten de gün kimin hesabına tutuyor akşamı? Bir baba yıllarca çalışıyor. Bir anne yıllarca emek veriyor. Bir çocuk büyüyor. Sonra bir gün herkes kendisini hiç istemediği bir uçurumun kenarında bulabiliyor. İşte bu yüzden mesele yalnızca güvenlik değil. Yalnızca ekonomi değil. Yalnızca adalet değil. Aynı zamanda aileyi koruyabilmek, gençleri bağımlılıklardan uzak tutabilmek ve insanlara birbirlerine ayıracak zaman bırakabilmek meselesidir. Çünkü bazen bir ülkenin geleceği büyük meydanlarda değil, akşam yemeğinde aynı masanın etrafında oturabilen ailelerde şekillenir. Ve bazen en ağır yenilgiler, sokakta değil evin içinde yaşanır. Gün kimin hesabına tutar akşamı? Belki de asıl soru budur. Ve bu sorunun cevabını yalnızca mahkeme tutanaklarında değil, çocuklarımızın geleceğinde aramak gerekir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI